Advert
KÖTÜLERİN Mİ OLSUN BU DÜNYA?
Hakkı BALCI

KÖTÜLERİN Mİ OLSUN BU DÜNYA?

Bu içerik 166 kez okundu.

 

Her şey zıddıyla kaimdir…

Kötülüğe maruz kalmadan iyilik tam anlaşılmaz ve doğru tanımlanamaz…

Varlıkların tümü tek renk olsaydı mesela;

Ağaçların, taşın, toprağın bir dakikalığına gökyüzüne biat ettiğini düşünün… Denizlere renk, semaya ahenk veren o muhteşem mavi; korkutan, ürküten bir renk olmaz mıydı?

Gözlerinizi kapatın ve dünyayı en sevdiğiniz renge boyayın isterseniz… O çok sevdiğiniz renk en nefret ettiğiniz renk oluvermez miydi?

Hani, kâbus dolu bir rüya anı göz kapaklarımız mahmur ama korkulu bir telaşla açılır ya; ya açılmasaydı… Uykuların uyanması olmasaydı… Rüyalar ölümün tek perdelik sahneleri olmaz mıydı?

“Sen” diye hitap ettiklerimiz olmasa, siz mesafesindeki milyonlarca nefes soluksuz bırakmaz mıydı bizi? Boğulmaz mıydık?

“Sen” dediklerimizin kıymetini anlamak mümkün olur muydu?

Sol yanı kasavet yüklü bir insanın, sağ yanı candan olur muydu?

Sabırsızlar olmasa; nefreti sabırla, hoşgörüyle bertaraf eden insanların kadri kıymeti bilinir miydi?

Şarkıda “Artık sevmeyeceğim bütün kabahat benim… Ne kadar ağlasan boş ne kadar yalvarsan boş, sana dönmeyeceğim…” diyen güfteler ve ketum aşıklar olmasa;

“Ne emelim ne arzum kalmadı tek umudum erisem yudum yudum yine seni seveceğim…” diyen güftelerin, Aslı’yı görebilme uğruna dişlerini çektiren Kerem’in, Kerem uğruna Müslüman olan keşiş kızı Aslı’nın aşkı kalır mıydı dillerde?

Ahh! Bir kavrayabilsek her şeyin zıddıyla kaim ve daim olduğunu…

Herkesin jön, herkesin komutan olduğu bir Acun’dayız sanki…

Ahh! Bir bilsek figüransız film olmadığını, savaşın ersiz kazanılamayacağını…

Ahh! Öğrensek artık birbirimizi zıtlıklarımızla kabullenmeyi…

Evrim yemiş siretlerin mintanı, sahte suretlerin yorganı, ölü bacakların cirit meydanı değil ki dünya…

Hoşgörüsüz, bencil, kuru kalabalıkların ve sadece kötülerin mi olsun dünya?

Tanrıtanımaza can, Rahman sıfatı ile rızık veren Rab’bimin sabrı aşinayken; sağcı Hasan’a kin tutmak, solcu Hüseyin’e düşmanlık etmek ne haddimize?

Birbirimize her şeyin yaratıcısı Allah’ın soracağı soruları sorarak imtihan etmek, cennete-cehenneme bilet kesmek ne haddimize?

Burnundan kıl aldırtmayanların mı olsun bu dünya?

İnsanı insan eden o güzelim hasletler nerede?

Kör kuyuların diplerinde yosun tutmuş taş kovuklarında mı saklı o eski tevazular, vefalar, hoşgörüler, saygılar, sevgiler, cömertlikler, komşuluklar, dostluklar?

Kendinde ara… Bütün giriş çıkışlarına vurduğun kör kilitlerle hapis ettiğin, yüreğinde o eski hasletler…

Çıkarmak lazım…

Her şeyin zıddıyla kaim olduğunu bile bile;

“İnsanların en hayırlısı insanlara en faydalı olandır…” derken; Müslüman, Yahudi, Hristiyan, Mecusi, inançlı inançsız tefriki yapmayan peygamberimizi; göre-göre, anlaya-anlaya…

Sevmek-sevilmek lazım… Saymak-sayılmak lazım…

Dinlemek-kulak vermek… Anlamak-anlaşılmak lazım…

Şu kısa ömrü… Bu fani dünyayı

Kötüye, kötülere bırakmamak…

Vermek-verebilmek…

Selamı-sabaha, gönlü-gönüle sunmak gerek… [hb]

 

 

 

 

 

DİĞER YAZILAR
Bu Haber Hakkında Sen Ne Düşünüyorsun..
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
KONYASPOR BOLU VE HOLLANDA YOLCUSU
KONYASPOR BOLU VE HOLLANDA YOLCUSU
Japonya'da Konya Kültürü Tanıtıldı
Japonya'da Konya Kültürü Tanıtıldı