Reklamı Geç
Advert
Advert
Advert
Advert
SEYDİŞEHİR’DE KÖŞE YAZARLIĞINDA SON NOKTA PES ARTIK!
Süleyman SAYAN

SEYDİŞEHİR’DE KÖŞE YAZARLIĞINDA SON NOKTA PES ARTIK!

Bu içerik 1375 kez okundu.

Bir kitapta barbar Avrupa’nın bazı kesimlerinde hırsızlığın değil yakalanmanın suç sayıldığını ve cezalandırıldığını okumuştum.  Yani operasyon başarılı bir şekilde gerçekleşirse ardı aranmıyormuş. Ne alaka dediğinizi duyar gibiyim. Seydişehir’de geçtiğimiz gün trajikomik bir durumla karşı karşıya geldim.

İnanın köşe yazısı olarak mı yayınlasam, haber olarak mı girsem bilemedim! Kimseyi üzmeden, ifşa etmeden bu işe nasıl el atarım diye düşündüm, haber olarak girdiğimde isim belirtmek durumu söz konusu olacağından incitmeme adına köşe yazısı yazmaya karar verdim. Fazla merakta bırakmadan konuya girmek istiyorum. Seydişehir’de yaşayan gazeteci ve köşe yazarları olarak zaman zaman birbirimizden haber aldığımız doğrudur. Abartmadan yapılması gerektiği şekilde birbirimize destek oluyoruz. Benim gidemediğim bir haberi ben başka kaynaktan kullanırken, başka meslektaşım gidemediği durumlarda ben onlarla paylaşabiliyorum. Lakin başkasına ait bir makaleyi kendi makalemmiş gibi ismi ve şehir isimlerini değiştirerek emek hırsızlığı yapmadım.' Bu ne cesaret, bu ne yüzsüzlük, bu ne haksızlık? Üstüne üstlük birde başkasına ait yazı ile Seydişehir basınına laf et, Çamur at, dürüstlükten bahset. Pes doğrusu.. Yazar dediğimiz kişi toplumun aksayan yönlerine derman bulmak için birazda yazar değil midir? Başkasına ait bir yazıyı çalmak kötü yazı yazmaktan vahimdir. Zira kötüde olsa sizin eserinizdir. Sizin kaleminiz, sizin düşünceleriniz. Saatlerce konu üzerine çabalayan, en ince noktayı hesap eden gazeteci ağabeylerim olduğunu da açık yüreklilikle söyleyebilirim.

Çok değerli bir dostumun bana attığı iki yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum biri Samsun’da X bir yazar diğeri Seydişehir’de ama aynı kalemden çıktığı o kadar belli ki. İletişim çağında yaşıyoruz ve fark edilmeyecek gibi de değil hani. Maalesef Seydişehir’de ki yazı 9 ay sonra kaleme alınmış görünüyor.

Bir gazeteci yada köşe yazarına ahkam kesmek benim haddim değildir. Arasanız benim de çok eksiğimi hatamı bulursunuz. Lakin hepsi benimdir sevabıyla günahıyla, hepsi benim.

Buyurun 22 mart 2018 de ‘Samsunhaber’ sitesinde çıkan yazı aynen paylaşıyorum;

Öyle ya da böyle… Muhabirlikten Genel Yayın Yönetmenliğine… Her makamda, her mevkide… Bu mesleğe 35 yılımı verdim... “Peki ne öğrendin, ne bilirsin” derseniz… “Haddimi bilirim” derim… 35 yılda bunu öğrendim! Zaten önemli olan da haddini bilmektir… Yoksa, herkes gazeteci olabilir! *** Cağaloğlu’nun son dönemini yaşamış, Babıali yokuşunu yıllardır tırmanmış biri olarak, Samsun’da basın camiasında gördüğüm eksikleri Yanlışları söylemekten, anlatmaktan hiç geri durmadım… “Bu ne işe yaradı” derseniz… Anlayan anlamıştır… Lafın tamamı deliye söylenir… *** Bugün, Türkiye’de gazetecilik olayı sizlere ömür… Rahmetli Özal, Gazete sahiplerinin ihalelere girmesinin önünü açtığı gün, Bu mesleğin ölüm fermanını imzalamıştır!  “Halkın haber alma hakkı” kimin umurunda? Bakın bugün, Türkiye’nin en önemli enerji ihalelerinde bile Gazete sahiplerinin adı geçmektedir… Anadolu da birkaç yerel gazete, Birkaç yiğit kalem dışında yazan-çizen yok! Bu iş bitmiştir… *** Daha dün, Koskoca Doğan Holding de teslim bayrağını çekti… Benim de yıllardır içinde bulunduğum Hürriyet Gazetesi Basın’da son kaleydi… Bugün bir tüpçüye teslim edildi… Bunun Samsun’a yansımasını varın siz düşünün… *** Ben, basın kuruluşlarını, Birer fabrika olarak görürüm… Bu anlamda Samsun’daki bütün gazeteler, haber siteleri bizim… Samsun Gazeteciler Cemiyeti Başkanı olarak, Konumum gereği, Bugüne kadar aralarında hiçbir fark gözetmedim… Ama yanlışları da söylemeden geçmedim… En büyük eleştirim; Bütün yayın organları belediyelerin basın bülteni gibi… Oysa Gorge Orwel derki; “Bir haber, eğer kimseyi rahatsız etmiyorsa haber değildir.” Peki bu bir haber değilse nedir? Orwel, “Eğer haber değilse halkla ilişkilerdir” diyor… Ki, doğrudur… Bugün birçok yayın organı size “Haber” diye birilerinin reklamını servis ediyor… Yerseniz! Peki! “Ne zaman adam oluruz” derseniz? Ben pek umutlu değilim! *** İyisi mi biz, Olanakları zorlayarak, Bedelini ödeyerek, Doğru bildiğimizi yapmaya devam edelim… Elimizden gelen çabayı gösterelim… İyisini-kötüsünü, doğrusunu-eğrisini Siz takdir edin!

Yazıyı beğenip beğenmemek değil zaten amaç herkesin fikri kendine tabi fikir kendinin ise…

Şimdi de Seydişehir’de  X bir sitede 10 ocak 2019 yayımlanan  makaleye bakalım;

Öyle ya da böyle, Muhabirlikte 35 yılımı verdim. “Peki, ne öğrendin, ne bilirsin” derseniz. “Haddimi bilirim” derim… 35 yılda bunu öğrendim! Zaten önemli olan da haddini bilmektir. Yoksa herkes gazeteci olabilir!  

Türkiye gazeteciliğine bakarsak;

Cumhuriyet gazetesinde muhabirlik yaparken çok şey öğrendim. Basın camiasında gördüğüm eksikleri yanlışları söylemekten, anlatmaktan hiç geri durmadım. “Bu ne işe yaradı” derseniz. Anlayan anlamıştır. Lafın tamamı deliye söylenir. Bugün, Türkiye’de gazetecilik olayı sizlere ömür… Rahmetli Özal, Gazete sahiplerinin ihalelere girmesinin önünü açtığı gün, Bu mesleğin ölüm fermanını imzalamıştır!  “Halkın haber alma hakkı” kimin umurunda? Bakın bugün, Türkiye’nin en önemli enerji ihalelerinde bile Gazete sahiplerinin adı geçmektedir… Anadolu da birkaç yerel gazete, birkaç yiğit kalem dışında yazan-çizen yok! Bu iş bitmiştir. Daha dün, koskoca Doğan Holding de teslim bayrağını çekti. Hürriyet Gazetesi basında son kaleydi. Bugün bir tüpçüye teslim edildi. Ben şimdi basın kuruluşlarını, Birer fabrika olarak görürüm.

Gelelim Seydişehir gazeteciliğine;

En büyük eleştirim; İlçedeki yayın organları belediyenin basın bülteni gibi.

Oysa Gorge Orwel derki; “Bir haber, eğer kimseyi rahatsız etmiyorsa haber değildir.” Peki, bu bir haber değilse nedir? Orwel, “Eğer haber değilse halkla ilişkilerdir” diyor ki, doğrudur.

Bugün ilçedeki yayın organları size “Haber” diye birilerinin reklamını servis ediyor. Yerseniz! Peki! “Ne zaman adam oluruz” derseniz? Ben pek umutlu değilim! İyisi mi biz, Olanakları zorlayarak, Bedelini ödeyerek, Doğru bildiğimizi yapmaya devam edelim. Elimizden gelen çabayı gösterelim. İyisini-kötüsünü, doğrusunu-eğrisini siz takdir edin! Bu ilçede ne yapılmalı?

Göçün devam ettiği beklenen alt ve üst yapının bir türlü doğru dürüst gerçekleşemediği çarpık yapılaşan bu kentin feryadını gündemde tutacak bir gazete gerekli.

Ve bu gazetelerin ‘al yapıştır, resmi ilanı al’ anlayışından uzak kentin ve ülkenin nabzını tutacak gazete olmalıdır. Bunu da gerçek gazetecilerin çıkaracağı gazete olmalıdır.

Bugün gazeteci olmayanların gazeteci olarak gezdiği bu memlekette internet tembelliğiyle gazetecilik yapılamayacağını görmekteyiz. Bu nedenle 35 yılı aşkın gazetecilik yaparak, bu kentin bu ülkenin gerçek gündemini sınırları ötesine taşıyan biri olarak diyorum ki! Yeni bir gazetecilik anlayışının doğması gerekir.

Ha unutmadan gazetecilik yapmadan, gerçek gazetecilerin haklarını bölen onların ekmeğine ortak olanlara da fırsat verilmesin. Bu amaçla gerçek gazetecilerin günlerini kutluyorum!

 

İşte böyle dostlar toplumun kanayan yarasını görecek kişi aslında copy paste gazeteciğinin sınırlarının nasıl zorlandığını gösteriyor. Kimseyi karalamak değil, illaki amacım öyle olsa isimleri yazardım bende olan ekran görüntülerini yayınlardım. İstedim ki karalamak silmek yada üzerini çizmek  yerine hatasını gösterelim kim bilir belki 35 yılın üstüne kazanırız.

Günün sözü Montaigne’den gelsin; Hırsızlığın çirkinliği çalınan şeye göre değişmez ki;ha altın çalmışsın,ha bir iğne.

 

Bu Haber Hakkında Sen Ne Düşünüyorsun..
Kalan karakter sayısı : 500
Ahmet     2019-01-16 kim bu yazar E...H ... mı ?
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
YENİ ZELANDA'DA SİLAH YASAĞI
YENİ ZELANDA'DA SİLAH YASAĞI
Konyaspor Çanakkale Zaferi'ni unutmadı
Konyaspor Çanakkale Zaferi'ni unutmadı