TÜKET(N)MEYE DAİR
Kevser ARAT TÜRKMENOĞLU

TÜKET(N)MEYE DAİR

Bu içerik 1347 kez okundu.

 Yürüyorum, düşüncelerimin yol boyunca yarenlik ettiği güzergahta  ara sıra göğe,biraz yere, çokça içime bakarak yürüyorum. Yürüdükçe tükeniyor sessizce akıp giden zaman. Yol tükeniyor. Sayılı nefesler tükeniyor. Tükeniyoruz velhasıl.

         Eninde sonunda bitip tükenecek bir yol boyunca tükettiklerimizi ve tükenişlerimizi düşünüyorum. Tüketmeye bolca ve sıklıkla teşvik edildiğimiz bir dünyada yaşıyoruz. Tüketimin maddî manevî her türlüsüne maruz kalıyoruz. Üretmenin, yeni birşeyler ortaya çıkarmanın hazzı yerini hazırdan alıp harcamaya bıraktığından beri hayatın anlamından ve değerinden yoksun yaşıyoruz. Ye,iç,tüket,eğlen,salla gitsin mantığı çoğunluğun gündelik hayatının olmazsa olmazı artık. Bu düşünceyi öyle kabullendik öyle kabullendik ki hayat düsturumuz oldu neredeyse. Artık insan ilişkilerinde de  kullan at, harca tüket yolla mantığı ile hareket eder olduk. Veya böyle tavırların muhatabı olduk. Değer verme,kıymet bilme erdemine sahip insanların sayısı tükenmeye yüz tutmuş kelaynak sayısıyla yarışıyor tabiri caizse. Bir fincan acı kahvenin kırk yıllık hatrını, kaynamış su içine salınmış üçü bir arada kahveler gençlerin tabiriyle latteler  kırıp geçiyor.
           Artık insanlar yapabiliyor olmaktan dolayı değil, alabiliyor olmaktan dolayı mutlu. Emek olmadan hazır olmayan mis gibi yemeklerin yerini emeksiz, özensiz çabucak hazırlanan tatsız tuzsuz çorbalar ve bir alo kadar yakın hızlı yiyecek denilen sağlığa zararlı fastfoodlar aldı. Diğer yandan yazılı ve görsel basın elinden geleni ardına koymayıp tüketimi daha cazibeli hale nasıl getirebiliriz sorusunun cevabı için canla başla çalışıyor. Tüketim kutsandıkça; tüketici yaptığı eylemden her seferinde daha çok haz almaya başlıyor. Ve olmazsa olmaz bir vazife,bir terapi haline dönüşüyor gittikçe. Diğer yandan yaşadığımız çevrede her geçen gün marketler zincirine eksikmiş gibi yeni bir halka ekleniyor,alışveriş merkezlerinin daha büyüğü,daha ışıltılısı ve daha afillisi inşa ediliyor. Bayramda akraba, konu komşu ziyareti yerine avm ziyareti yapanlar azımsanmayacak sayıda. Adım başı adı değişik,içeriği aynı olan marketlerde gitti gidiyor promosyonlu ürün kampanyalarıyla aklımız başımızdan neredeyse ya gitti ya gidiyor!
            Artık insanlar; dostluk,arkadaşlık ve kardeşlik kavramlarının maddi manevî açlığıyla mutlu olmanın çaresini yeni birşeyler almakta ve eşyada buluyor. Öyle ki özel günler diye bir olgu inşa edilmiş bu toplumun kalbine. Sevgisini göstermenin yolunun, ona birşeyler almaktan geçtiğini insanlara görsel,işitsel mesajlarla dikte edenler sevgiyi de metâlaştırıyor bu vesileyle. Sevgi bir alışverişe dönüşüyor. Maddî şeyler veremeyince\alamayınca sevgiye yüklenen mânâ da anlamını yitiriyor ve bir bakmışsın sevgi de bitip tükeniveriyor ilâ nihaye. Mutluluğu maddede arayanlar maneviyatın münbit toprağını kupkuru bırakıyor ve manaya değil maddeye sarılmanın acısını ruhen ve bedenen tükendikçe anlıyor. Sevmenin,değer vermenin, kıymet bilmenin, dostluğun,kardeşliğin değerini bilenler ise zaten fani olan bu hayatta bakî olanın bir gönül yapmak, bir köprü kurmak, bir kalp kazanmak olduğunu bilip ona göre yaşıyor. Kazanmak için çabalıyor. Yapmak için uğraşı veriyor. Yıkmamaya ve kaybetmemeye çabalıyor. İnsana sırf insan olduğu için, koskoca yetmişbin alem içinde başlıbaşına bir alem olduğu için, Yaratıcının "ol" hükmüne muhatap olduğu için değer veriyor, taltif ediyor. Olur ya elinden yapmak gelmiyorsa yıkmamaya gayret ediyor. Tasavvufta insan kalbi Allah'ın evidir. Sevginin yeşerdiği yer kalptir. Kalp kırmak; Allahın evini yıkmak gibidir ve bu büyük vebaldir. Bunun bilincine sahip insanlar yıkmamaya özen gösterir. Velhasıl kıymet bilenler; fanilik libası içinde bakî kalmasını dilediği bir vücudun inşası için çalışır. 
Tükendikçe varolmaya, tükendikçe yaşamaya\yaşatmaya, tükendikçe yenilenmeye çalışıyor. Bunun yolununda ancak üretmek, varolan değerlere sahip çıkmak, insana insan, eşyaya eşya muamelesi yapmaktan geçtiği bilinciyle yaşar. Ve ancak bilirler ki; üretmenin, muhabbetle çalışmanın, faydalı olmanın, mutlu bir dünyanın doğuşuna vesile olduğunu görmenin hazzını, galaksiler dolusu yapılan alışverişin hazzına yeğleyenler vadedilmiş ebedî hazdan nasiplenecekler. 
         Ne mutlu! Geçici hazları mihnet görüp ebedî hazzı nimet bilene! Ne mutlu insana insan olduğu için değer verene, bir acı kahvenin hatrını güdene! Ne mutlu kaabiliyetlerini üretmek için sarfedene! Ne mutlu bakî olan bu kubbede hoş bir sadâ olabilmek için gayret sarfedene! Ne mutlu en başta Yaratıcıya daima şükür nazarıyla bakabilene! Ve ne mutlu insan olma ve insan olarak kalma mücadelesi verebilene! Vesselam. 
    
Bu Haber Hakkında Sen Ne Düşünüyorsun..
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Çınar Göz Kamaştırdı
Çınar Göz Kamaştırdı
GÜNYELİ KREŞ VE GÜNDÜZ BAKIM EVİ AÇILIŞI YAPILDI
GÜNYELİ KREŞ VE GÜNDÜZ BAKIM EVİ AÇILIŞI YAPILDI