Advert
 NİYET HAYR, AKIBET HAYR
Kevser ARAT TÜRKMENOĞLU

NİYET HAYR, AKIBET HAYR

Bu içerik 1832 kez okundu.
  Gayri ihtiyari tebessümlerimize bile acının hançerinin saplandığı darmadağın günler yaşıyoruz. Öyle ki; yaşadığımız her âna acının yaralayıcı bir oku isabet ediyor durmaksızın ve asrımızın üzerine kara bir bulut gibi çöküyor  Halep'in, Suriye'nin, Arakan'ın, Filistinin, Bosna'nın, Doğu Türkistan'ın, adını bilmediğimiz coğrafyalarda varolma savaşı veren nice kardeşlerimizin ve güzel ülkemin başına sarmalanan terör belasıyla yürekleri dağlanan,ocakları yanan ana ve atalarımızın  acısı! 
 
       Ne çok acı var sayamadığımız, sayarken ufaldığımız, ufalandığımız, insanlığımızdan utandığımız! Acının sersemlettiği bir çağdayız. Sersemlememiz; acziyetimizden, elimizden zulmü durdurmaya dair bir şey gelemeyişinden ve zalim tüm vahşiliğiyle zulmediyorken  sessiz ve çaresiz kalışımızla zulme istemeden de olsa ortak  oluşumuzdan kuşkusuz. Mazluma yan bakışımızsa başlı başına bir zulüm aslında zulümden içeru. "Yok artık canım mazluma yan bakan mı var?" dediğinizi duyar gibiyim. Anlatacaklarım sizin şahid olduklarınızdan pek farksız değil aslında. 
        Çok değil bundan bir ay kadar önce bir akşam vakti, küçük bir lokantada iki veya üç aile toplanmış bir doğum günü kutlama yemeği için. Güle oynaya mutlulukla, muhabbetle yemekler yeniyor. Aileler ev sahibi ailenin  çocuğunun yeni yaşını tebrik ediyor, hediyeler veriliyor. Hava soğuk. Bir ara 4-5 yaşlarında bir kız çocuğu yanında iki çocukla beraber ortada dolanırken dışarı çıkmak istiyor. Annesi hemen atılıyor ve onu şu sözlerle engelliyor: "Dışarıda Suriyeliler var! Ona göre, sakın çıkma!!!" 
 
 
Duyduklarıma inanamıyorum. Üzücü. Hemde çok! Acaba bu anne, bir Suriyeli annenin kaderini\kederini yaşamış olsa idi yine böyle konuşabilirmiydi diye düşünüyorum. Herşeyi bir kenara bırakalım sahip olduğumuz saçma sapan etnik ayrımcı görüşlerimizle birlikte. Kendimizden bildiğimiz insanlardan yani içimizdekilerden hiç mi yara almadık? Hiç mi zarara uğramadıkta böyle suçlayıcı bir bakışla bakmaya başladık  öteki "insan"a karşı?  Misafirimiz Suriyeli değil de Fransalı olsa idi yine aynı suçlayıcı bakış açımızı ona da doğrultabilecekmiydik? Veda hutbesinde Allah Rasulünün ırk,renk ve milliyet farklılığının üstünlük sebebi olmadığını ifade ettiği sözlerini ne çabuk unutuverdik? Ki O, Allah'ın elçisi idi. Sözlerinin işaret ettiği noktalar, kuşkusuz Allah'ın işaret buyurduğu noktalardır. Bu insanlar ki yerinden yurdundan edilmiş, ailesi katledilmiş, yaşadığı şehirde taş üstünde taş kalmamış, vatanlarını bırakıp dilini,düzenini bilmediği bir ülkeye zorunlu olarak hicret ediyorlar.  Kim ister havası,suyu, taşı,toprağı cennet  vatanından ayrılmayı, düzenli bir işi varken işini bırakmayı, sesiyle sevinç duyduğu sevdiklerinden uzaklaşmayı? Sınırımıza çok yakın bir şehirde yaşanıyor tüm bu olanlar uzakta değil. Halep'te bugünkü tabloyu anlatmak için kelimeler kifayetsiz kalıyor. Bizim dilimizle anlatmakta aciz kaldığımız o feci tabloyu bizzat yaşayan bu insanlar yakılmış, yıkılmış virane yıkıntıların üzerine hala yaşatmaya çalıştıkları umut ışığı ile "birgün geri döneceğiz!" yazarak ayrılıyor vatanlarından. Dönmek üzre yola çıkıyorlar.  Çocuğundan yaşlısına kimyasal silahta dahil olmak üzre en ağır silahlara maruz bırakılmış, koskoca kadim bir şehir tarihiyle kültürüyle bombalarla yokedilmiş ve  Can'ından başka birşeyi kalmamış bu insanları ne teselli edebilir ki artık diye düşünürken, görüyoruz ki onlar yine de şükrediyor. Sığınabilecekleri güvenli bir yer bulma sevinciyle şükrediyorlar Allah'a ve minnet duyuyorlar ülkemize ve Cumhurbaşkanımıza. Herbiri  "Allah Türkiye'yi korusun" diye dua ediyor. Bir mazluma sığınak olmak ve bir mazlumun duasına sığınmak ne güzel! İçlerinde çocuklar var kimi yetim, kimi öksüz. Onlar ki evlerinden dışarı çıkınca enkaz arasında değil, çocuk bahçesinde oynamak isteyen çocuklar. Evlerinde anne baba ve kardeşleri ile yaşamak ve güvenle oturmak isteyen çocuklar.
 
 
Fotoğraf makinesine ürkerek değil gülerek bakan Avrupalı çocuklar gibi özgüven sahibi olmaya layık çocuklar. Savaş sahneleri çıktığında yüzünü başka tarafa çeviren annelerin çocukları gibi savaştan uzak olmak isteyen çocuklar. Bir uçak geçtiği vakit korkuyla ağlayarak annesinin kuytusuna kaçan değil, merakla yüzünü göğe çevirmek isteyen çocuklar onlar. Fakat ne yazıktır ki ülkemize gelmeden öldürülen, sesleri bombalarla susturulan, "gelmeyip savaşsalardı!" denilen babalarının kucaklarında zehirli klor gazıyla babalarıyla birlikte oracıkta ebediyyen uyutulan çocuklar hiçbir zaman çocukça şımarıklıklardan haberdar ve hissedar olamayacak! Ölüyor sayısız kadın,erkek, çoluk çocuk, yaşlı genç. Ve öldürülüyor ümmet, dilimin ucuna gelipte söyleyemediğim türlü türlü işkencelerle. "Nerde insanlık?" sorusuna "insanlık ölmüş!" cevabını verdiriyor görmekten ve duymaktan imtina ettiğimiz hayasız saldırılar. İnsanlık ne zaman öldü? İnsanı insan yapan vicdan mekanizması devreden çıkınca ve merhamet duygusu kaybolunca değil mi? İnsanın insanlığını inşa eden inanç temeli olmayınca ölüyor insanlığa dair herşey. Bizi diri tutan işte bu hasletler aslında. Yokluğunda ne hale geldiğimiz ortada. Kemal Sayar "Merhamet" adlı kitabında : "Etrafımızda ızdırap çeken insanlarla nasıl ilgilendiğimiz, kalbimizi onların iniltisine ne derece açtığımız, ruhumuzun ve içinde yaşadığımız toplumun ne ölçüde sağlıklı olduğunun bir aynasıdır." derken acı çekenin ızdırabını hissedebilmenin bile ne derece önemli olduğunu bu sözlerle dile getiriyor. Sağlıklı toplum derken hep fiziksel sağlığa dem vurduk bugüne kadar. Vücudumuzun kaybettiği mineralleri yerine koyma derdine düştükte ruhumuzun kaybettiği dinamiklerden habersiz yaşadık, kaybettiğimize üzülmeksizin hemde. Yüz güzelliğimiz için yemediğimiz meyve,içmediğimiz ilaç kalmadı da ruh aynasındaki aksimizin çirkinliğinden hiç rahatsız olmadık. Halbuki insanı insan yapan ruhî dinamikleri idi. Biz ne zamanki yaratılmış herşeye insanca değer verdik, her mahlûkun yaşam hak ve hukukuna riayet ettik, hiçbirinin yaşam hakkını elinden almayıp yaşamını saygın ve onurluca yaşaması için elimizden gelen çabayı gösterdik. İşte o zaman gerçekten yaşadığımız dünyanın ve insan olmanın hakkını vermiş olacağız ancak.
 
 
Yaşam hakkı sadece bize verilmedi. Bu dünya hepimize yeter. Yeter ki gözümüz sahip olduğumuz nimetleri görsün, dilimiz her an bu nimetlerin kavli şükründe olsun,aklımız ve azalarımız içine doğmuş olduğumuz bu dünyaya ben ne verebilirim ki hayat döngüsü sekteye uğramadan devam etsin, bir canlının derdine derman olsun çabasıyla fiili şükrünü eda etsin. Yoketmeye değil yaşatmaya, kirletmeye değil daha temiz olması için çabalamaya, ağlatmaya değil güldürmeye, görmezden gelmeye değil görüpte düzeltmeye, kin ve nefretin alevini, sevgi ve muhabbetle söndürmeye varmısın ey "İNSAN"? O halde  niyet almalı sözde değil özde iyi bir insan olarak yaşamaya ve yaşatmaya! Zorsa da mihnetine katlanmaya. Mazluma ve mahzuna el uzatmaya. Dünyayı yaşanılır kılmaya. Birlik ve beraberlik mefkûresini zinde ve ayakta tutmaya. Küçük, büyük,genç, yaşlı insana "insan" olduğu için saygı duymaya! Herşeye rağmen inanç,umut,sevgi ve duanın yol arkadaşlığında çıkılan bu yolda Allah insanlığın yolunu açık etsin. Vesselâm.
Bu Haber Hakkında Sen Ne Düşünüyorsun..
Kalan karakter sayısı : 500
Ali Erdoğan     2017-01-15 saygıdeger kevser kızkardeşim yazılarını ilgi ile takip ediyorum tşk Niyet Hayr, Akıbet Hayr yazısıda biraz uzunda olsa bir solukta okudum eline kalemine diline saglık Allah yardımcınız her şey gönlünüzce olsun . Durmak yok yazmaya devam Not : bu bir ricadır ...yazılarının altına bu günün sözü yada günün sözü gibi sevdiginiz özlü sözlerden yazarsanız sevinirim
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
TFF, Konya'ya ''PARDON'' dedi
TFF, Konya'ya ''PARDON'' dedi
Çınar Sanat Atölyesi Artiz Mektebi'ni Sahneledi
Çınar Sanat Atölyesi Artiz Mektebi'ni Sahneledi