Advert
KUDÜS NOTLARI
Hakkı BALCI

KUDÜS NOTLARI

Bu içerik 2715 kez okundu.

 

2013 yılında Mursi iktidarının batı yanlısı Sisi tarafından 3 Temmuz günü militarist darbe ile devrilmesinden 5 ay önce Mısır üzerinden Gazze ziyaretim olmuştu…

Sisi tarafından yerle bir edilen, iki kişinin yan yana geçmekte zorlandığı tünellerden geçerek ulaştığım Gazze gezimde, Kudüs ve Mescid-i Aksa ukdemde kalan bir hayaldi, bir duaydı benim için…

Yasir Dumlupınar kardeşim bir kahve muhabbeti sırasında “Abi Kudüs’e gidelim mi?” dediği anda bu duamın gerçekleştiği kanaati hâsıl oldu ve tek kelimeyle “Gidelim” cevabını verdim…

Bu gezi sadece benim için değil arkadaşlarım, akrabalarım içinde iyi bir fırsattı birçoğuna duyurdum ve Arkadaşım Osman Tüfekçi bu teklifi heyecanla kabul etti ve Yasir Dumlupınar, Rıfat Koyuncu olmak üzere üç dostla birlikte Tel Aviv’e uçmak üzere 19 Ekim Çarşamba günü İstanbul Atatürk Havalimanında uçağa bindik… Yaklaşık iki saatlik yolculuğun ardından Tel Aviv’e indik…

Doğrusu hiç haz etmediğim bir ülkeye gitmek insanı ile muhatap olmak hiç hoşuma gitmiyordu ancak ilk kıblemiz Mescidi Aksa’yı  ve Peygamber Efendimizin Miraca çıktığı Kubbetüs Sahrayı, Peygamberlerimizin yaşadığı gezdiği ve dolaştığı bu mukaddes beldeleri bu toprakları görmek tarihi hissetmek ve Filistinli kardeşlerimizin durumunu tam olarak olmasa bile yakından  görmek  doğrusu yüksek derecede manevi heyecandı benim için…

Korkularımız da yok değildi özellikle Yasir Dumlupınar, pasaportundaki Ürdün, Arabistan, İran ve Lübnan mühürlerinden tereddütlüydü ve Tel Aviv polisi hava limanında gözaltına alıp yaklaşık 16 saat sorguladıktan sonra ilk uçakla Türkiye’ye geri gönderdi… Dışişleri bakanlığımızın girişimleri ve Türk Hükümeti ile İsrail hükümetinin arasında çözülen buzlar olmasa tutuklanması an meselesiydi… Tek suçu da İsrail’i sevmemesi ve Filistinlilere yapılan zulme kayıtsız kalmayan bir şahsiyet olmasıydı… Bunlar zulme şahitlik ettiğimiz ilk karelerdi…

 

Rehberimizin söylediğine göre pasaportlarımıza sıfırdan altıya kadar verilen numaralara göre tehlikesiz ve çok tehlikeli Türkler belirlenmişti… Benim pasaportuma vurulan 6 numarasıyla çok tehlikeli sınıfına girdik ama sanırım gözden kaçtık…

Gece karanlığında rehberimizin anlatımlarıyla Tel Aviv şehrini geçerek Mescidi Aksa’ya yaklaşık 1 km uzakta bulunan Filistinli kardeşlerimize ait otelimize yerleştik… Polis nezaretinde kalan Yasir Dumlupınar’ın olmayışı buruk bir Kudüs gezisinin de başlangıcıydı aslında… Gezimize değer katan Mustafa İslamoğlu hocamın rahatlatıcı cümleleri ile teselli bulduk…

Akşam yemeğinin ardından küçük bir Kudüs gezisinde bir paket sigaranın 10-12 dolar olması, yaşam şartlarının Filistinliler aleyhine güçlüğünün bir göstergesiydi… Mescidi Aksay’ı çevreleyen surlar ve giriş kapısını turladıktan sonra istirahata çekildik zira sabah 05:00 surlarında ilk kıblemiz Mescidi Aksa’da sabah namazını eda edecek olmanın verdiği manevi heyecan vardı…

Taş duvarlarla çevrili mescidi Aksa buluşması başladığında arkadaşlarım Osman Tüfekçi ve Rıfat Koyuncu ile birlikte otelden çıkışımızda göze çarpan Mescidi Aksa’yı çevreleyen taş duvarlar ve kapısında oluşturulan kontrol noktası ve İsrail askerleriydi…

Kapıdan Mescidi Aksa yaklaşık 10 dakikalık yürüyüş mesafesinde taştan binalar ve dar sokakların arasında yürürken adım başı, köşe başı gurup grup ellerinde makineli tüfeklerle bekleyen tam donanımlı ancak lakayt duruşlu İsrail asker ve polisleri ile karşılaşabiliyorsunuz… Doğrusu Mescidi Aksa kapısının dışında Filistin polisi ile hiç karşılaşmadım…

Sabah, Kudüs, dar sokaklarda dökülen Filistinli kanları, İsrail polisi nezaretinde bulunan haber alamadığımız Yasir Dumlupınar ve Mescidi Aksa’yla buluşma heyecanı içerisinde dar bir kapıdan 144 dönümlük dikdörtgen şeklinde bir arazinin tam orta yerinde bulunan ve duvarları mavi fayanslarla kaplı ve altın sarısı kubbesi ile her taraftan görülen bilinçaltımızda Mescidi Aksa diye yer alan Kubbetül Sahra ile karşılaştık… Durdum izledim… Şükür duaları ile Mescidi Aksa’ya girdik…

                                                                                                               

Uzun süreli secdelerde Türkiye’den sevdiklerimize borçlandığımız duaların yanı sıra Kudüs’te olduğumuzdan bihaber bütün eş ve dosta dua ederek manevi iklimi secde ahvali ile yaşamak nasip oldu…

Sabah namazı sonrası geri dönüş yolunda hava aydınlanmış, dar sokakları renklendiren sarı renkli aydınlatmaların her biri tarihe tanıklık etmiş taş duvarlara, parke taşlara uyum sağlamaya çalışan sırnaşıklığına şahit oluyorsunuz…

Çöp deryası duvar dipleri, peygamberlerin ayak izlerine zemin olmuş köşe başlarında devasa çöp konteynırları, Filistinlileri pisliğe mecbur etme, bezdirme projelerinden bir tanesi Siyonist rejimin…

Kahvaltı sonrası Hz. İsa’nın doğduğu yer olarak bilinen Kutsal Doğuş Kilisesini ziyaret için otobüsümüzle seyrederken Kudüs Şehrinin sarı plakalı imtiyazlı araçlarının yerini kontrol sonrası girdiğimiz Batı Şeria’da özerk bölgenin dışına, yani Kudüs’e çıkma yasağı olan beyaz plakalı araçlarla karşılaşıyorsunuz…

Yüzlerce Filistinlinin İsrail ateşinden korunmak için sığındığı kilise Hz. İsa’nın doğduğuna inanılan mağaranın üzerinde yükselen Kutsal Doğuş kilisesi Hıristiyan dünyasının en önemli mekânlarından… Doğrusu kasavet vardı her köşesinde…

Üç Hıristiyan mezhebin ayrı ayrı ibadet alanlarının bulunduğu Kilisenin doğrusu kasavet vardı her köşesinde…

Ziyaretin ardından utanç duvarları ile çevrili Özerk Filistin bölgesinde bulunan El Halil Şehrine giderken yol kenarlarında bulunan bakımsız üzüm bağlarının İsrail yönetiminin Faşist uygulamalarına maruz kaldığını anlattı rehberimiz… Filistinli Üreticilerin kendilerine ait bağlarına araçları ile gitmeleri yasak… Hayvanlarıyla yada yaya giderek bağlarında çalışabiliyorlar… Amaç ise İsrail’e ait bakımlı

devasa üzüm bağlarının rantabilitesini artırmak, Filistinlileri bezdirerek oralardan kaçmalarını sağlamak…

El Halil yaklaşık çoğunluğu Filistinli olan yaklaşık 200 bin nüfuslu stratejik bölgelerine Yahudilerin yerleştirildiği bir şehir…

Heryerde olduğu gibi Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yakup ve Hz Yusuf’un kabirlerinin bulunduğu El Halil Camiine de turnikeler ve İsrail askerlerinin esareti altında camiye girebiliyoruz…

Bildiğiniz üzere daha yakın tarihte 25 Şubat 1994 Cuma sabahı namaz vakti Kach adlı Yahudi terör örgütünden bir doktor makineli tüfekle camiye girerek 48 kişiyi namaz kılarken öldürmüş yaklaşık 200 kişiyi de yaralamıştı… İsrail Camiyi 6 ay süre ile tadilat sebebi ile kapatmış açıldığı gün camiye giden Müslümanlar ibadet yerinin üçe bölündüğünü bir kısmı bir kısmının Hıristiyanlara kilise bir kısmının da sinagog olarak yapıldığı görülmüş… Bugünde halen öyle kullanılmaktadır… Ezan mahalli Yahudilerde kalan kısımda bulunduğundan ezan vakitlerinde anahtarın Yahudilerden isteniyor olması, vermemeleri halinde ezanın okunamaması ise İsrail terörünün bir parçası…

Ziyaret sonrası çöp yığınlarının arasına koyduğumuz otobüslerimizle Kudüs’e 8 km uzaklıkta bulunan ve dünyanın en çukur yeri olarak bilinen hiç yahudinin yaşamadığı Eriha şehri ve lut gölüne gitmek üzere yola çıktık… Çıkışlarımız yine İsrail askerleri tarafından kontrol edilerek seyrederken Müslümanların Kudüs’e girişini engellemek için yapılan devasa duvarlar insanın içini kıyıyordu…

6 gün savaşlarında İsrail’in galibiyeti ile sonuçlanan savaş sonras kontrolü tamamen İsrail eline eçen Lut gölüne ancak çevrelenmiş tel örgülerden bakabilirken, hemen yan tarafımızda bulunan İsrail’e ait plaj Antalya sahillerinde ki plajlarımızdan hiçte farklı değildi…

Bir sonraki gün kafile halinde yaya olarak Kudüs turu yaptık… Müslüman, Yahudi ve Hıristiyan inançlarının en uç seviyede var olduğu mahalleri gezerken Yahudilerin Müslümanlara bakmadan tedirgin yürüdükleri gözümden kaçmadı… Öylesine korku içerisindeler ki rehberlerimiz sürekli uyardı yüksek sesle hapşırmayın korkarak şikayetçi olurlar… Yahudilerin kutsal günüydü ve her adım başı favorileri yan taraftan uzatılmış çocuk ve büyükleri ellerinde uzunca bir yaprak parçası ile görmek mümkündü…

Taş duvarlar arasında Hıristiyan mahallesine girerek Hıristiyanların Meryem Validemizin anne ve babasının defnedildiğine inandığı kiliseyi ziyaret ettik… Kilise havasız, karanlık ve kasvetliydi… Bu kilisede üç mezhebin ayrı ayrı ibadet alanları bulunuyor… Üç mezhebin ayrı ayrı ibadet alanları bulunduğu ve mezhepler arasından ihtilaf ve çatışmadan dolayı Kilisenin anahtarının bir Müslüman aileye verilmiş olması ve o aileden bir ferdin her sabah kiliseyi sabah açıp akşam kapatıyor olması beni ilgilendiren tarafıydı…

Daha sonra Hazreti Davud AS’ın türbesinin bulunduğu Osmanlı Mahallesini ziyaret ettik. Davut AS ın türbesinin üstünde ibadete kapalı farklı inançlara sembolik köşelerin yapıldığı mescidi ziyaret ettik…

Yahudi Mahallesine girdiğimizde hem Hıristiyan hemde Müslüman mahallerine göre gördüğünüz her şey daha intizamlı, daha temiz, daha bakımlı daha konforlu olduğunu… Çöp kutularının daha küçük ve sürekli temizlendiğine şahit olabiliyorsunuz…

Ağlama duvarını uzaktan izleyerek Cuma namazı dolayısı ile Mescidi Aksaya gitmek için teğet geçtik ancak arkadaşlarım Osman Tüfekçi ve Rıfat Koyuncu ile Cuma namazı sonrası Merakımıza mucibe gelmeye karar vermiştik…

Namaz öncesi Mescidi Aksa alanına giriş kapısında çay içerken boynumuzdan hiç çıkarmadığımız Türk bayraklarını gören bir kişinin bizleri eli ile işaret ederek çocuğuna sevgi ile bir şeyler anlattığını gördüm ve yanıma çağırdım… Ürdünlü ve Filistinli iki genç öylesine kuckladılar ki bizi koklayarak adeta… Türkiye ve Recep Tayyip Erdoğan sevgilerini anlattılar ve kurtarıcılarının daha çok Türkler olduğunu söylediler… Duygu dolu anlardı…

Ve Rabbim Mescidi Aksa’da Cuma namazı kılmayı nasip etti… Cami’de Filisitinlilerin yanı sıra Müslüman ülkelerden gelenler vardı… Endonezya ve Malezyalılar çoğunlukta…

Namaz sonrası Filistinlilerin düzenlediği İsrail’i telin mitingine tekbirlerle eşlik ettiğim an duygularım tavandı…

Kubbetüs Sahra’yı Muallaka Taşı’nı ve Burak Mescitlerini ziyaret ettik… Muallak taşı öyle uydurulduğu gibi havada da durmuyordu… Burak mescidi Peygamberimizin Miraca çıktığı Burak isimli binek hayvanını geçici olarak bağladığı bir yerdi… Mescidi Aksa nın doğu tarafında avluda bir merdivenle inilerek girilen ve Emevi Halifesi Mervan tarafından yaptırılan oldukça geniş bir mescidi ziyaret ettik… Daha sonra Mescidi Aksa hemen girişinde yine merdivenle inilen ve uzun ve iç içe odalar şeklinde geniş bir mescid ve kütüphane bulunuyordu… Burada Hz. Meryem Validemizin ibadet için kapandığı ve ilahi bir ikramla yazın kışlık ve kışın yazlık meyvelere nail olduğu hücreyi gördük…

Bu ziyaretlerin ardından Ağlama duvarına gitmek için Osman Tüfekçi ve Rıfat Koyuncu ile kafileden ayrıldık… Dar ve kalabalık sokaklardan geçerek turnikeler ve İsrail askerinin kontrolünden geçmek üzere Ağlama Duvarı girişine geldik… Çantaları didik didk arıyorlardı… Osman Tüfekçi İsrail askerine boynundaki Türk bayrağını gösterince çantaları kontrol etmekten vazgeçip üçümüzü de kontrol etmeden ‘geçin’ diyerek bize imtiyazlı davrandı…

Fotoğraflarda gördüğünüz açık alan ağlama duvarının hemen sol yanında da kapalı bir ağlama duvarı var… Yahudiler çocuk büyük muharrif Tevrat’ı okuyarak ibadet ediyorlar… Ellerinde ki bitkileri ovalayarak mırıldanıyorlar… Onlar ağlarken bizlerde tebessümlerimizle sızlanmalarına aklımızca mukavemet ediyorduk… Uzunca süre kaldığımız Ağlama duvarında sivil polislerin takibinde olduğumuzun da farkındaydık… Dikkat ettiğim şeylerden bir tanesi asla ve Yahudiler asla ve asla bir Müslümanlar göz göze gelmiyorlar, bakmıyor olmalarıydı…

Gün bitmişti… Oteldeki istirahatımızın ardından sabah erken saatlerde Zeytin Dağına gitmek üzere yola çıktık… Filistinlilerin yoğun yaşadığı bölge yine çöp deryası içinde ve trafik yoğunluğu keşmekeşlik derecesindeydi… Sahabe kabirlerinin bulunduğu Mescidi Aksayı görebildiğimiz Kudüse Hakim yüksekçe bir tepeydi aslında Zeytindağı…

Ve Eski Yafa… Telavive irtibatlı bir İsrailin tam ortasında birOsmanlı şehri… Kafile olarak ziyaret ettiğimiz Manisalı Hasan Paşanın memleketinde varlıklarını satarak yaptırdığı Hasan bey caminde iki rekat namaz kıldıktan sonra sahil boyu seyrederek kent merkezine geldik… 1900 tarihli Sultan 2. Abdülhamid’in saltanatının 25. yılında yapılmış saat kulesi… eski Yafa'nın kalbine vurulmuş bir mühür gibi… Şehir meydanında yer alan bu kule mahzun haliyle bir şeyler anlatır gibi... Üzerinde dalgalanan İsrail bayrağı ise yürek dağlıyor adeta... Önünde fotoğraf çektirmekle yetindik…

Yakınında ki Mahmudiye Külliye’sini ziyaret ettikten sonra da güzel ülkemize dönüş için Telaviv havaalanına gitmek üzere yola çıktık… Yine kontrol sonrası havaalanına girdik…

İsrailli yetkililer pasaport ve çıkış işlemlerini yaparken; çeşitli sorular soruyorlar… Neden Geldiniz? Tanıdığınız birileri varmı? Nereleri gezdiniz? İngilizce biliyor musunuz sorusuna ise no diyerek cevap

vermemenin çelişkisini yaşayarak THY’na ait uçağımızla İstanbul’a döndük.

Kudüs’le ilgili duygularımı ise kafilemizde bulunan İlknur Yağmur Kaya kardeşimin yüreğinden çıkan sözlerle aktarmak istiyorum sizlere…

“Kudüs.. Öksüzlüğün toprak kokusu. Neyi özlediğini anlamanın buruk sevinci. Kimsesizliğin yanık sesi. Yürekteki derin iç çekiş. Gecenin yalnız yürüyüşü. Yetim bağrımın Aksa yorganı. Gelin olacak kızın anne koynundaki son gecesi. Kocası bir gün döner diye yıllarca çoraplarını dahi saklayan sadık kadın. Minik bir kalbin resim defteri Aksa.. Kimseler üzülmesin diye kuytu köşelerde bi başına ağlayan fedakar, berceste, yaşlı bir kalp. Senelerce mühür gözlüsüne aşkını itiraf edememiş şermsar delikanlı. Duvarlarındaki çığlıklar. Sokaklardaki zalimliğin mahuf ayak izi Kudüs.. Babasız büyümenin verdiği endişeli adımlar, korkulu gözler, mecruh çıkan bir ses Aksa..

Şimdi bu mescidin avlusunda göğe bakarak dönsem, Yaradana tebessüm etsem, düşünsem tutsaklığın bitişini, hayal etsem geleceğin umutla beni beklediğini... Deli gibi dönsem diyorum, vurulur muyum?”

Bu Haber Hakkında Sen Ne Düşünüyorsun..
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Gabonlu Golcü Nihayet İmzayı Attı
Gabonlu Golcü Nihayet İmzayı Attı
Kutay Köktürk Çınar Sanat Atölyesini Ziyaret Etti
Kutay Köktürk Çınar Sanat Atölyesini Ziyaret Etti