KALBİN HER DEM BAHARIDIR SEVGİ
Kevser ARAT TÜRKMENOĞLU

KALBİN HER DEM BAHARIDIR SEVGİ

Bu içerik 1382 kez okundu.

Bazen bir çığlık, bazen bir tokat, bazen bir zelzele, bazen bir fırtına, bazen bir çiçek, bazen gökyüzü, bazense sadece bir söz insana nasihattir. İnsanı kendine getirir,farkettirir. Koşuyorsa durdurur, duruyorsa koşturur. Böyle anlara dikkat kesilmek gerekir. Alacağımız ders bir ömre bedeldir çünkü.

           Öyle anlardan bir andı yine. Yediği mandalinaların içinden çekirdek çıkınca saksıya elleriyle eken oğlum,bugün yanıma geldi ve  şu cümleleri söyledi ders verircesine...

 

"Aslında mandalinalar sadece su ve güneşle büyümezler. Onların başka şeylere de ihtiyacı var." 
-ne mesela yavrum?
"Güzel söze ve sevgiye de ihtiyacı var mandalinlerin!"
-hadi bakalım güzel birşeyler söyle o zaman onlara...
 
"Güzel mandalinlerim,tatlı mandalinlerim. Siz büyüyeceksiniz. Kocaman ağaç olacaksınız. Bende sizin mandalinlerinizden yiyeceğim. Tamam mı?"
6 yaşındaki bir çocuk, bir tohumun büyümesi ve gelişmesi için sadece fiziksel ihtiyaçların yeterli olmayacağını idrak edebiliyorsa buradan hareketle diyebiliriz ki; her canlı özünde sevgiyle doğar ve fıtrat itibariyle sevgiye muhtaç yaratılmıştır. Sevgiyle yeşerir, sevgiyle açar, sevgiyle coşar, sevgiyle yaşar. Fakat fıtratı bozan bazı dış ve iç etkenler maalesef onu bazen bir canavara dönüştürmektedir. Şimdi soruyorum; güzel bir şeye bakınca veya güzel olan birşey düşününce ne hissedersiniz?  Bir anda kalbimiz  göğüs kafesimize sığmaz olur değilmi? Ruhumuz cûşa gelir, güzelle düşünce ve eylem bazında hemhal oldukça başka güzelliklere,güzel eylemlere meylederiz. Iyilik yapmaya,iyilerin ardınca yol almaya niyet ederiz. Hatta özümüzdeki kötülükleri görmeye bu vesile ile başlar ve düzeltme yolunda kendimizi yüreklendiririz kuşkusuz.  Fakat kötü birşey gördüğümüz veya duyduğumuz andan itibaren hafsalamız darmadağın olur, gözümüz gönlümüz bulanır,ruhumuz daralır. Tüm düşünce sistemimiz ve organizmamız bir anda altüst olur,  iflasın eşiğine geliriz. İlkin ruhumuzu yaralayan bu kötü hallerin zamanla kanıksanmış ve normalleşmeye başlamış olması sonucu  ruhumuzu dönüşümsüz olarak altüst etmesi ise  vicdanen çürümeye başladığımıza bir işarettir! Haberlerde dinliyoruz, gazetelerde okuyoruz. Kara puntolarla atılan manşetlerden öyleleri var ki, insanlığımızdan utanıyoruz ! Bir annenin 9 ay karnında taşıdığı yavrusuna fiziksel ve/veya ruhsal şiddet uyguladığı veya ona böyle bir kötülük yapılmasına göz yumduğu düşüyor manşetlere. Okurken yüzümüz buruşuyor, ruhumuz karmakarışıklaşıyor. Anne, şiddet ve istismar kelimeleri aynı cümle içinde  kullanılıyor maalesef ve düşündükçe  kalbimiz sıkışıyor. Eğer bir insan ki bu insan anne veya baba olabilir; şefkate ve korunmaya muhtaç yavrusuna fiziksel ve ruhsal şiddet uyguluyor ise anne\baba psikolojik manada hastadır ve muhakkak yardıma ihtiyacı vardır. Böyle bir insanın hasta olduğu biliniyor ise etrafındaki sağlıklı insanlar, acaba neden korunmasız yavruları ondan gelecek zarara rağmen ona emanet edebiliyor? Ruhsal yönden sıkıntılı olan insanların çocuk dünyaya getirmeleri neden kontrol altına alınmıyor? Sorgulanmalı! Anne olmak ve baba olmak içinde ehliyet alma gerekliliği olmalı. Aile okulları açılmalı. Ancak bu okullardan mezun olanlar  evlenme ve çoluk çocuk sahibi olma ehliyetine sahip olduktan sonra aile kurma kararı almalı. Her önüne gelen üveyde olsa  anneliğe/babalığa soyunmamalı! Toplumun psikolojik ve sosyolojik sağlığı, toplumun nüvesi olan aile sağlığından geçer. Ailenin sağlıklı olması aileyi oluşturan bireylerin sağlıklı olmasına bağlıdır. Sizce devamlı fiziksel ve ruhsal şiddet görmüş bir insan nasıl insan sevgisi ile donanabilir? Nasıl şefkatle kuşanabilir? Nasıl ağlayan bir insana empati ile yaklaşabilir? Nasıl karşısındaki insana güvenle yaklaşabilir? Bunun örnekleri var biraz uç fakat maalesef gerçek! 10 yıl önce bir batı ülkesinde aile içi şiddet görmüş bir genç-çocukluğunda devamlı babadan dayak yemiş ve annesi de aynı şiddetten nasiplenmiş- 14 üniversite öğrencisi arkadaşını öldürüp intihar etmiş. Sevgisizliğin nelere yolaçtığını hiçbir istatistik bilgisi  tam olarak ifade edemez. Sevgisizlik; yaşayan bir kalbin fiziksel tüm bulgulara rağmen  ölmesidir! Sevgimizi  doğru zamanda, doğru insana göstermede cimri olursak, saygı,şefkat ve merhamet görmede  cömertlik beklemeyelim. Şu bir gerçek ki; sevgiye aç büyüyen ve yetişen insanlar, ileriki yaşantılarında sevgi,ilgi ve alaka gördükleri ilk kişiye bağlanırlar ve koşulsuz kendilerini ona adarlar. O zamana kadar güzel bir söz, bir tatlı gülüşle ağırlanmayan kişi, kendisini taltif edene ram olur. Sevgisini cömertçe ve tüm içtenliğiyle sevgi gördüğüne sunmayı önemser. Maalesef çoğu zaman bu ihtiyacından dolayı istismar edilen insanların hikayelerini duyarız. Sevgi istismarına uğrayan kişinin, yardım maksadıyla elini uzatan kişi tarafından cüzdanı çalınan kazazededen bir farkı yoktur aslında. Ve maalesef insanın canını en çok yakan, bu sevgi istismarlarıdır. 
 
Yolunuz hiç çocuk esirgeme kurumuna (yeni adı sevgi evleri) düştü mü? Anne ve babadan yoksun, aile mefhumundan mahrum olan yavruların, kreş ortamında hayatını sürdürmeye mahkum edildiği yuvalardır buralar. Hepsinin hikayesi farklıdır. Onların hizmetini gören hanım görevliler var. Çocuklar abla diyor onlara. Onlarla ilgilenen, yemek,banyo,oyun ve diğer ihtiyaçlarını gidermekle görevli bu insanlar. Hepsi görevini dört dörtlük yapıyor sağolsunlar. Fakat fiziksel ihtiyaçları karşılanan bu çocukların asıl ve en önemli hatta yeri doldurulamayan ihtiyacı anne ve baba sevgisidir. Dünyanın en güzel evlerinde en güzel imkanlarıyla yaşasalarda bir yanları hep kırık o yavruların. Reklamlarda gözümüzün önünden geçip giden ve önemsemediğimiz saniyelik bir görüntünün onların ruh vizyonundaki karşılığı bambaşka. Gıptayla, hasretle, o küçük burunlarının direkleri sızlayarak bir annenin bebeğini sarışını izleyen nice yitik kalpler var. Beden ve ruhtan ibaret olan insanoğlunun doğumundan ölümüne gereksinimleri sadece yemek,içmek,uyumakmıdır? Bunun böyle olmadığını Maslow'un piramiti ile daha iyi anlıyoruz.  İnsancıl psikolojinin savunucularından Abraham Maslow insan davranışlarını şekillendiren gereksinimleri  piramit şeklinde sınıflandırmış ve temel gereksinimlerden (açlık,susuzluk,uyku,nefes alma) karmaşık olana (kendini gerçekleştirme) doğru ihtiyaçları gruplara ayırmıştır. 5 grupta değerlendirdiği ihtiyaçlar hiyerarşisinde 3. grupta ait olma ve sevgi vardır. Bireyin kendini gerçekleştirebilmesi, elinden gelenin en iyisini ortaya koyabileceği basamağı ifade eder. Ve bu basamağa ulaşmak için diğer gruptaki ihtiyaçların karşılanması gerekir. Piramidin alt tarafındaki ihtiyaçlar giderilmeden üst taraftaki ihtiyaçları gidermek mümkün değildir. Eğer bir basamaktaki ihtiyaç karşılanmadı ise birey bir geri basamağa döner ve çoğu zaman bu dönüşler sorun yaratır. Dolayısıyla insanın en temel ihtiyaçlarından olan sevgi ve aidiyet duygusu önemli ve karşılanması elzem bir gereksinimdir. Ve bu duygudan kendini soyutlayan bir varlık düşünülemez. Keşke "Sevelim,sevilelim dünya kimseye kalmaz"diyen Yunus Emre'ye tüm dünya kulak verse ve savaşları durduracak,nefreti yutacak olan sevgi tüm dünyaya hakim olsa ! 
 
              Sözlerimi kendisine Allah tarafından "Habîbim"(sevgilim) diye seslenilen Peygamber Efendimiz'in bir tavsiyesi ile sonlandırmak isterim. "Seven sevdiğine sevdiğini söylesin." Ömrümüz ve kelimelerimiz nihayete ermeden söyleyelim. Kıyamet kopacağını bilsek bile sevgi tohumlarını ekmeye azimle devam edelim. Önce ve daim sevgiyi Yaratanı, sonrasında sevgiyi Yaratan adına sevgiye layık yarattıklarını sevelim. Sevgiyle, aşkla ve muhabbetle kalalım daim. Vesselâm. 
Bu Haber Hakkında Sen Ne Düşünüyorsun..
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Çınar Göz Kamaştırdı
Çınar Göz Kamaştırdı
GÜNYELİ KREŞ VE GÜNDÜZ BAKIM EVİ AÇILIŞI YAPILDI
GÜNYELİ KREŞ VE GÜNDÜZ BAKIM EVİ AÇILIŞI YAPILDI