Advert
Advert
VARLIKLA İMTİHAN
Kevser ARAT TÜRKMENOĞLU

VARLIKLA İMTİHAN

Bu içerik 683 kez okundu.

            İnsanoğlunun hayat serüveni Hz. Adem ve Hz. Havva ile başlamıştır. Bu zorlu serüvenin doğma sebebi ise insanın sınanmak üzere dünyaya gelmiş olmasıdır kuşkusuz. Sınav ağır, sorular zor, yolculuk meşakkatli olunca insanoğlu tabiatı gereği ister istemez tökezlemekte , zorlanmakta ve savrulmaktadır.   

             İnsan; zaaflarıyla, güçlü taraflarıyla, yenilgileriyle, yanılgılarıyla ve zaferleri ile bu zorlu yolculukta kah başarıları ile seviniyor, kah yanılgılarıyla sükut-u hayale uğruyor, kah her bir yenilişle tekrardan ve biraz daha yenilgilerden ders alarak hayata bir ileri, iki geri ilerleyerek\gerileyerek devam etmeye çalışıyor, ve  her daim sınanıyor, sınanıyor ve ila nihaye sınanıyor.
              Eskilerden büyüklerimizle konuşurken hep yokluktan, yoksulluğun  sıkıntılarından, yoklukla verdikleri mücadelelerden bahsederler değil mi? Evet eskiden şu an sahip olduğumuz birçok şey yoktu. O zamanların şartlarında şu an sahip olduklarımız nimet olarak bilinirdi. Çünkü yok olanın kıymeti çoktu, değeri bilinirdi. Şimdi ise o kadar çok var ki herşeyden ; yokluğun ne olduğundan habersiz ve şükürsüz yaşıyoruz. Küçükken küçük şeylerden sevinme gibi bir lüksümüz vardı. Şimdiki çocuklar gibi sağımız solumuz oyuncak araba, bebek, peluşla sarılı değildi. On tane arabaya sahibi olup onbirinci için babamıza yalvardığımız vâkî değildi bizim. Benim bir tane bebeğim -ki o da halamızdan yadigar idi- vardı. Onu oynar, ona artık kumaşlardan elbise diker, el örgüsü misafir peçetelerinden kundak yapıp sarar, oynardım. Saçsızdı bebeğim. Öyle samur saçları, gözünde kaşları, üzerinde rengarenk kumaşlarla dikilmiş elbiseleri yoktu. Ama benimdi ve bir tanecikti ya çok değerliydi benim için. Sonra bakımlı ve ithal olmasından dolayı pahalı olan sindy bebekler çıktı piyasaya. O zamanın parası ile 85 milyon lira olan bu süslü püslü ve gösterişli bebek o zamanın hesabına göre  bayağı pahalı idi. Ortaokul çağlarımda arkadaşlarımdan bazılarının sahip olduğu bu bebeği nedense bende çok fazla istemiştim. Demek ki ortaokul çağları oyun çağlarının henüz devam ettiği zamanlarmış ki bebeklerle oynuyor ve bir oyuncak bebek sahibi olmayı murad ediyormuşum. Babama çok ısrar etmeme rağmen pahalı olmasından dolayı bir türlü sahip olamamıştım o süslü püslü ve gösterişli bebeğe. Çok sonraları güzel bir gelin bebeğim oldu ama saçları bozulacak diye hiç oynamadım ve  hala saklarım bir köşede. Hala saçlarının bozulacağından korkarım...
                Zamanla insan oyun oynamayı ve oyuncaklarla zaman harcamayı bırakıyor, ama yıllar geçse de oyuncakçı da o bebekleri gözü illaki  takip ediyor. O zamanlar kadar istekle ve hasretle değil artık takiplerim. Çünkü sayıca o kadar çok ve çeşit olarak o kadar fazla ki artık ne albenisi ne de güzelliği kaldı gözümde.  Bebekten çok bakımlı kadın figürü olması sözünü ettiğim bebeğin bir başka sıkıntılı boyutu. Benim asıl vurgulamak istediğim nokta ise artık zamane çocukları evleri tıka basa oyuncakla dolu olduğu için ne itibar ediyor, ne değer veriyor, ne de kıymetini biliyor oyuncağın ve sahip olduklarının. Devir hediye paketi açma devri. Albenili paketler açılana kadar süren heyecan, paketin içindekini gördükten sonra sönüp gidiyor. Beğenerek aldığınız ve sevindirmeyi murad ettiğiniz oyuncağı “beğenmedim” deyip size geri verme olasılıkları da yüksek bu arada. Velhasıl artık herşeye doymuş olan çocukları sevindirmek zorlaştı günümüzde. Hal böyle olunca insan “nasıl olsa beğenmeyecek” “alıp bir köşeye atacak” diye düşünüp almaya da eli varmıyor. Yani yokluğu bilmeyen çocuğu sevindirmek artık zorlaştı. Bizler anneannemin şalvarının cebinden çıkardığı kuru kayısı, leblebi,üzümü gözümüz ışıldayarak alırdık. Nasıl mutlu olurduk! Şimdiki çocuklar çikolatanın envai çeşidini tattıkları için verdiğiniz çikolataya hiç çekinmeden burun kıvırabiliyor. Aslında çocuklarımız hiçbir şeyden mahrum kalmasın derken en büyük mahrumiyeti biz yaşatıyoruz onlara. Sahip olduklarına şükretme ve değerini bilmekten mahrumlar ve yokluğun nasıl elem verici birşey olduğu bilincinden yoksun yaşıyorlar. Ve verilen küçük birşey de olsa mutlu olmaktan ve teşekkür etmekten, dolayısıyla şükretmekten acizler. Buna sebep olan biziz ve hayatları boyunca hep varlık içinde yaşayacakları düşüncesini aşılıyoruz. Şükretmek, değer bilmek bunlar büyük erdemlerdendir. Allah’a şükretmeyi ihmal ediyoruz. Teşekkür etmeyi bilmiyoruz. Ufak bir hediye de olsa verilen şeye gösterdiğimiz ihtimam, hediye verene duyduğumuz saygı ve muhabbetin bir göstergesidir. Yıllar önce aldığım bir hediyemi dış muhafazasına kadar saklamışlığım vardır. O sebeple ambalajını dahi yırtmadan açmaya çalışırken tuhaf gözler tarafından izlendiğim doğrudur.
                  Herşey kullanılıp çarçabuk atılırken, ilişkilerin hükmüde maalesef buna indirgendi. Bunu üzülerek ifade ediyorum ve çocuklarımızda maalesef böyle bir bilinçle yetişiyor. Bu noktada birşeyler yapmalı ve buna bir dur demeli. Aksi halde çabuk tüketen, mutsuz, doyumsuz bir neslin doymak bilmeyen istekleriyle ömür boyu cebelleşmek zorunda kalacağız. Aldıkça mutsuz, mutsuz oldukça almaya odaklanacak ve bu kısırdöngü böylece devam edip gidecek. Sonuçta mutsuz, uyumsuz, sorumsuz bir insan modelini kendi ellerimizle, bile isteye inşa edeceğiz. Yıkılacağı muhtemel bir bina inşa etmek yerine sağlam binalar kursak daha iyi olmaz mı?
Ne dersiniz?
Selametle...
Bu Haber Hakkında Sen Ne Düşünüyorsun..
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
KONYASPOR'DA RIZA ÇALIMBAY DÖNEMİ
KONYASPOR'DA RIZA ÇALIMBAY DÖNEMİ
Uluslararası Mevlana Bisiklet Turu 2. Etap Startı Verildi
Uluslararası Mevlana Bisiklet Turu 2. Etap Startı Verildi