Advert
Advert
   İN
Kevser ARAT TÜRKMENOĞLU

İN "SAN" DIM.... OYSA!

Bu içerik 970 kez okundu.
 

           Sosyal medyayı takip edenler bilir. Yaklaşık 4 hafta önce sosyal medyada KADEM (Kadın ve Demokrasi Derneği) tarafından hazırlanıp yayınlanan çok anlamlı bir kamu spotu vardı. "Önce Adam Ol!" kısa filmi ve #CinsVarCinsVar hastagi kullanılarak kadına yönelik şiddet açık bir dille eleştiriliyordu. "Cins var, Cins var" sözüyle vahşi diye nitelediğimiz canlıların eşine karşı davranışındaki hassasiyete dikkat çekilerek, vahşiliğin görünüşle değil tabiatla alakalı olduğu dile getiriliyordu. Doğrusu verilen mesajı çok manidar buldum. Zira insanların hayvanlardan öğreneceği çok şey var! 

              İnsan!  Şu koskoca evrende tüm yaratılmışların içerisinde; eşrefi mahlukatlığa (yaratılmışların en şereflisi) lâyık görülmüş yegane varlık. Böylesi bir makama layık görülen bir varlığın "insan"lıktan nasibini alamamış hali beni ürkütüyor. Allah hayvanlara vermediği akıl nimetini insanoğluna bahşetmişken; insan şükretmek yerine gücünü güçsüzü ezmekte, emanet olan gücünü, yine emanet olan himayesindeki ehlini koruyup kollamakta değil, hırpalayıp aşağılamakta kullanıyor maalesef. Görüyoruz, duyuyoruz ve yaşıyoruz. Acziyetinin farkında olan insan; ancak güçsüze,takatsize yeten gücünü onlar üzerinde kullanarak egosunu tatmin ediyor! Neden peki? Kendinden daha güçlüyü alt etmeye, ne  gücü ne de cesareti var da ondan.  Hayvanlar ki içgüdüleri ile hareket ederler. Ve en vahşileri dahi  zorunlu gereksinimleri hariç diğer canlılara zarar vermez. Hayatını sürdürmek için avlanırlar. Biz insanlar gibi spor olsun diye avlanmazlar. Yani "iki geyik avlayalım, keyfimiz yerine gelsin!" demek için avlanmaz, spor olsun diye öldürmezler. Eşlerine ve yavrularına hep merhametle yaklaşırlar. Keskin dişleri arasında yavrularını taşıyan bir timsahtan daha korkunç ve vahşidir aslında kadına,çocuğa,dilsiz hayvana vicdansızca ve hayasızca şiddet uygulayanlar! Şiddet deyince aklımıza sadece fiziksel şiddet gelmesin. Psikolojik manada şiddet uygulayan nice zayıf karakterli ve kompleksli insan var yaşadığımız toplumda. Hakaret ederek, küfrederek egosunu yüceltenlere baktığınızda gördüğünüz tablo; acziyetinin gölgesine sığınmış cücük bir benliğin dışavurumudur aslında. 
 
            Vahşi hayvanların örnek alınacak hallerine dair  KADEM'in hazırladığı birkaç örneği yeri gelmişken sizlerle paylaşmak isterim: 
         "Boz ayı; Ortalama 2 ile 4 metre boyunda, 150-200 kg ağırlığında olabilen boz ayılar saatte 48 km hızla koşabilirler. Boz ayının bir pençe darbesi bir sığırı dahi tek seferde öldürebilecek düzeydedir. Çok güçlü ve vahşi olmalarına rağmen boz ayı dişisine şiddet uygulamaz.

 

Kurt; 200 milyon koku alma hücresine sahiptir. Ürkütücü sesi 16 km mesafeden duyulabilir. 10 km mesafe yüzebilirler. 750 kg çene basıncına sahiptirler. Anadolu’da geleneksel adı canavar olan kurtlar, dişilerine asla saldırmazlar.

 

Penguen; -40 ile -50 derece soğukta yaşayabilen penguenler, balıkla beslenirler. 30-35 km hızla yüzebilirler. Yalnızlığı hiç sevmezler bu yüzden kalabalık bir ailede yaşamlarını sürdürürler. Oldukça fedakâr olan erkek penguenler yavrularına eşleriyle birlikte bakar. Kıskanç olmalarına rağmen eşlerine asla şiddet uygulamazlar."

          Görünüşü yırtıcı ve korkunç olan bu hayvanların, doğaları gereği ailelerine gösterdikleri tavrı okuyunca onlara daha çok saygı duydum. Gücünü himayesindekileri korumak amacıyla kullanan bu hayvanlara bir kez daha gıpta ettim. Birbirlerine hakaret olarak "hayvan" diyen insan(!)ların, hayvanlar kadar saygın ve saygıya layık olmadığı gerçeğiyle bir kez daha yüzleştim. Görünüşleri insan, tavırları insanlıktan yoksun varlıklardan birkez daha ve daha da kuvvetle nefret ettim. Ünlü edebiyatçı Goethe'nin sözü geldi  hemen şu dakika aklıma: " İnsanları tanıdıkça hayvanları daha çok seviyorum." Aksini iddia etmeyi çok isterdim. Bazı insanları tanıdıkça Goethe'ye daha çok hak veriyorum. 

            İnsan olmayı surette aradık hep! Belki de bundandır çok aldandık, hep yanıldık! Aslında sîrettedir insanlık! İnsan olmak zaman ve mekanla değişecek bir kavram değildir. İnsan nereye giderse gitsin, insan olduğu gerçeğini unutmamalıdır. Kalbiyle, ruhuyla, vicdanıyla, merhametiyle, güzel ahlakıyla, edebiyle, duruşuyla, tavrıyla insandır. Muhatabı ister insan, ister hayvan, isterse eşya olsun -ki eskiler eşyaya bile nezaketle yaklaşırlarmış- insanlığının gereği gibi davranır. Eskiler demişken bir zarif adam dedi ki: "Çocukluğumu hatırlarım, biraz hızlı yürüsem, ayağımı yere vurarak bassam, kızarak parlayarak değil, inandırarak anlatarak :

" Herşeyin bir canı var yavrum,tahta incinmez mi? Bizi üstünde gezdiriyor, bizimde ona hürmet etmemiz gerekmez mi?" derlerdi. Bardağı yere koyarken ses çıkartmak ayıptı. Bardak ve konulduğu yer incinmemeliydi... Uyandırılmak istenen kişinin yastığına vurulup "Âgâh ol erenler!" (kendinde ol, uyanık ol) denilirdi. "Ben" diye konuşulmaz, "fakir" ifadesi kullanılırdı. Şayet ağızdan "ben" sözü kaçsa derhal ilave edilirdi "Benliğime lanet!" "Kapıyı kapat!" denilmezdi Allah (C.C) kimsenin kapısını kapatmasın diye. "Kapıyı ört ya da sırla" derlerdi. "Işığı söndür!"demezlerdi Allah(CC) kimsenin ışığını söndürmesin diye, "Lambayı dinlendir." denirdi. Lamba yakılmaz, uyandırılırdı. Yolda karşılaşanlar temenna ederken el kalbe götürüldüğünde "muhabbetin yüreğimde", dudağa götürüldüğünde "yâdın dilimde", başın üzerine götürüldüğünde " başımın üstünde yerin var"  denilmek istenirdi. Canlı cansız herşeyin hatrı vardı eskiden."

             Ne kadar zarif,latif ve naif insanlarmış eskiler! Yaşlılara saygının, küçüklere sevginin, canlılara merhametin kalmadığı  günümüzde eşyaya bile hürmet eden insanlardan sözetmek biraz fazla gelebilir belki bazılarına. Fakat sevgi Peygamberi Hz. Muhammed (sav) "Merhamet etmeyene merhamet olunmaz." buyurmuştur. Bize bu zerafeti tavsiye eden aslında Rabb'imiz, dinimiz ve Sevgili Peygamber'imizdir. Eskiler güzel insanlarmış, aslında güzel Müslümanlarmış. İslamiyetle şereflenip çirkinleşen insan görmedim. Dolayısıyla güzel insan ol(a)mamanın altında yatan en büyük eksiklik; güzel Müslüman olamamakta yatıyor diye düşünüyorum. Çünkü eşyaya bile hürmetle yaklaşmak ancak terbiye edilmiş bir nefsle mümkündür. 

           Şiddet çok boyutlu toplumsal bir sorundur. Psikolojik ve  sosyolojik bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlık;  sevgiyle yeşerecek ve temellenecek olan toplumun nüvesi aile kurumuna ciddi manada zarar verir. Ki sağlıklı toplum, sağlıklı ailede yetişecek bireylerden oluşur takdir edersiniz ki. Dolayısıyla vicdan ve merhamet sahibi bir insan ol(a)mamamızın altında yatan her ne neden varsa farkında olmak ve bu sorunu gidermek durumundayız. Bu birincil vazifemizdir. Eğer emanet sahibi isek(evladımız varsa) ona yaratılmış herşeyi sevmeyi, saygı duymayı, hürmet etmeyi öğretmeliyiz. Bunu öğretebilmek için önce bizler sevebilmeliyiz yaratılmış herşeyi. Yaratandan ötürü sevebilmeliyiz. Zarif kalbine kin, nefret tohumu ekmeyelim. Hayvanları, insanları, ağacı, çiçeği, dikeni sevmeyi, hürmet etmeyi, değer vermeyi, şükretmeyi, teşekkür etmeyi öğretelim. Rabb'imizi , Peygamber'lerimizi  sevdirelim. Ki içerisinde asıl hürmet kaynağı , vicdan mekanizması hayat bulsun. Zira vicdan ve merhamet sahibi "insan" gibi insanlara, eşyaya bile hürmet eden zarif insanlara günümüzde çok ihtiyacımız var. Velhasıl-ı kelam büyüklerimizin duasıdır yeri geldi. Zikretmek isterim: " İnsana rastgelesiniz." 

Saygı ve hürmetlerimle. 

Vesselam...

 
Bu Haber Hakkında Sen Ne Düşünüyorsun..
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
KONYASPOR'DA RIZA ÇALIMBAY DÖNEMİ
KONYASPOR'DA RIZA ÇALIMBAY DÖNEMİ
Uluslararası Mevlana Bisiklet Turu 2. Etap Startı Verildi
Uluslararası Mevlana Bisiklet Turu 2. Etap Startı Verildi