Advert
MUTLUYUM,MUTLUSUN,MUTSUZ!
Kevser ARAT TÜRKMENOĞLU

MUTLUYUM,MUTLUSUN,MUTSUZ!

Bu içerik 412 kez okundu.
Mutlu olmanın formüllerinin ortalıkta cirit attığı, fakat mutluluktan payını alanlara ender rastlanan bir çağda yaşıyoruz... 
            Varlık içinde yokluk çekmek diye bir deyim vardır eskilerden. Herşeye sahip iken yoksunluk çekenler sayesinde dünyaya gelmiş bir sözdür ihtimalle. Mutlululuğun içerisinde mutsuzluk çekmekte buna benzer bir durumdur kuşkusuz. Mutlu olmak için sayamayacak kadar nedenimiz varken mutsuzuz, yine mutsuzuz ve hep mutsuzuz. Şöyle bir bakıyorum etrafıma sudan sebeplerden huzursuz eden ve huzursuz olan bazı insanların çabasına. Kimisi bunu huy edinmiş işi gücü bir problem çıkarmak olan insanların huzursuz etme gayelerine ulaştıktan sonraki anlayamadığım mutlu hallerine şaşıp kalıyorum. Ne garip değilmi?  Belki de bu tip insanların bu tavırları; içsel huzursuzluğunun ve mutsuzluğunun dışa vurumudur kimbilir. 
                Mutsuz etmekle mutlu olan insanların dışında, mutsuzluğa talip olanların mahrumiyetini ise saadeti hep sahip olunanlarda değil, sahip olamayacağımız şeylerde arama gayretine bağlıyorum. Ve bunun sonucu olarak sahip olmakla birlikte geleceği düşünülen mutluluk tasavvuru, yeni arayışlarla birlikte yoksunluğa ve hüzne dönüşüveriyor. Ardı sıra bitmek bilmeyen bir doyumsuzluk duygusu, bizi doymak bilmeyen nefsimizin oyuncağı haline getiriveriyor. Ve ne mutlu olmaya halimiz, ne hayal kurmaya mecalimiz kalıyor..! Hayat sahip olduklarımızın farkında olmaksızın sahip olamadıklarımıza yakınmakla geçiyor. Şükür trenini kaçırınca duracağımız peron; müteşekkir peronu değil, müşteki peronu oluyor her seferinde. Ve mutsuzluk girdabında bitmek bilmeyen bir kısırdöngü içinde buluyoruz kendimizi. "Hayat" kelime itibariyle dirilik ve canlılık barındırıyorken, muhtevasıyla  cehennemden farksızlaşıyor azar azar. Ve taşınması zor bir yük haline geliyor en sonunda.
              Halbuki mutlu olmak o kadar da zor olmamalı. Bunun böyle olmadığını üstad Cahit Zarifoğlu eşi Berat Hanım'a yazdığı mektubunda ne de güzel ifade etmiş. Şöyle ki:  "İnsan kendi mutlu olma imkanını görebilmeli. Mutluluksa filmlerin, romanların içinde değil, kendi yaşadığımız basit hayatın içindedir. Ve önemli olan yaşanılan “an”dır. Onu ibadet, sabır, anlayış, tevazu ve merhamet ile anlamlı hale getirmek mutluluğun ta kendisidir. Yoksa deniz kenarında fotoğrafçılar tarafından düzenlenmiş bir mutluluk tablosu sahtedir ve bazı saf kimselerin duygularını istismar etmekten başka bir şey ifade etmez." Ne zarif ifadeler değil mi? Basit bir hayatın içine sığdırılacak ne çok mutluluk tablosu var ama göremiyoruz belki de görmek istemiyoruz çoğu kez ne yazık ki!
              Evvelî ahirî duyarız hep büyüklerimizden söz aralarında nasihat babında hayatı hoş yaşamaya dair küçük tiyolar. "Azıcık aşım,kaygısız başım" sözü mana itibariyle  memnuniyet  barındırır bana göre. Az deyip yüzünü buruşturmaz çünkü söyleyen, az olsun temiz olsun başım rahat olsun deyip mutlu olur. Azda olsa vardır ya. Varlığıyla mutludur. Varlığına şükreder çünkü. Bu sebepledir ki "Azıcık aşım,kaygısız başım" diyerek mutluluğu kanaatte arayanları hiçbir zaman anlayamayacak gözünü çokluk ve tokluk bürümüş haris mutsuzlar. Bir şarkının terennümünde geçen "Bir tek dileğim var, mutlu ol yeter!" sözünü duymuşsunuzdur.  Bu sözü öylesine dinleyecek ama asla anlayamayacak başkalarının mutsuzluğundan beslenen niceleri. "Mutlu et ki mutlu ol!" diye söyleyene gönlünü kıvıracak  mutluluğu tatmamış ve mutlu etmeyi başaramamış nice kabiliyetsizler. Kabiliyet meselesi derler ya hani. Bu da bir kabiliyet bana göre. Mutlu etmek ve mutlu olmak her babayiğidin harcı değil çünkü. Yaşadıkça anlıyorum bu meziyetin ehemmiyetini ve olmazsa olmazlığını.
               Hayat bir andır. O da yaşadığımız andır. Yaşadığımız ânı bir daha geri getiremeyeceğimizin bilinciyle varlığımızı sürdürmek en büyük kazanımdır. Farkında olmak, hayata değer katmaktır. Hayatı bilinçli yaşamak ; aldığımız nefesin zekatıdır. Bilince insan minnet duyar. Bilince ancak  varolmanın sorumluluğunu duyumsar, varlığının bu dünyaya kattığı değere odaklanır ve yaşadığı ânı dolayısıyla ömür denilen zaman dilimini diri tutmak için çabalar. 
              Ölümlülerin ölümsüzlük çabasıdır bu. Hayatını diriltenlerden olmak, hayatın asıl manasına vakıf olup mutluluğu hücrelerinde yaşayan ve yaşatanlardan olmak, iki cihan afiyette olmak duasıyla... Vesselam.
Bu Haber Hakkında Sen Ne Düşünüyorsun..
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
VEE M.R.A KOVULDU !
VEE M.R.A KOVULDU !
TFF, Konya'ya ''PARDON'' dedi
TFF, Konya'ya ''PARDON'' dedi