Advert
YİĞİT OĞLUMU ÇOK ÖZLÜYORUM
Kenan AKBAŞ

YİĞİT OĞLUMU ÇOK ÖZLÜYORUM

Bu içerik 1229 kez okundu.

Daha 4,5 yaşında rahmeti rahmana kavuşan Yiğit Yaşar oğlumu yüce Allah’ın ailemize evlat eylediği tarih 14 Şubat 2007 idi. O gün sanki dünyalar benim olmuştu. Dokuz ay boyunca onun gelmesini sabırla beklemiştik ve sabrımızın mükâfatını da almıştık. Yiğit oğlumu kucağıma aldığım ilk anı hatırlıyorum da, onu tutamamıştım bile. Çünkü onun küçücük bedenine zarar vermekten çok korkmuştum Ağladığı anda elim ayağım birbirine karışıyordu. Büyük bir heyecan vardı içimde. Daha dün kendi çocuk olan Kenan, bugün baba olmuştu. Koruyup kollayacağım büyük bir sorumluluğum vardı artık benim. Hayaller kuruyordum kendi kendime. Oğlum büyüyecek, ona sünnet düğünü yapacağım, okula gidecek defter, kitap, kalem alacağım diye. Ciğerparemden apansız bir şekilde ayrılacağım hiçbir zaman aklımın ucundan bile geçmiyordu. Ben eskiden önce babalar ölür, evlatlarda babalarını toprağa verir, ondan sonra da kendileri ölür diye biliyordum. Ama maalesef içerisinde her şeyi barındıran dünyanın kanunu öyle değilmiş.  

Bu yalan dünyada babalarda daha küçücük olan evlatlarının cansız bedenlerini kendi elleriyle kara toprağa veriyorlarmış. Ben bu dünyanın düzeninin böyle olduğu gerçeğini 3 Haziran 2011 yılında çok iyi öğrendim. Hatta o gün şunu da öğrendim ki, hayatta bizim olduğunu zannettiğimiz şeylerin aslında bizim olmadığını ve asla vazgeçemem diye serzenişte bulunduğumuz şeylerden de mecbur kalındığı zaman vazgeçebileceğimizi öğrendiğim. Yani anlayacağınız nefes alıp verdiğimiz müddetçe daha bilmediğimiz birçok şeyi bu yalan dünya vakti saati gelince bizlere öğretiyor. Yiğit Yaşar oğlum ailemizin hayatta vazgeçilmesi mümkün olmayan en değerli varlığıydı. Onunla geçirdiğimiz 4,5 yıla hatıra adına çok şeyi sığdırdık. Her zaman onun bir dediğini iki etmemek için çabaladım. Adeta onun üzerine titredim. Gönlünü hoşnut etmek, yüzünü bir nebzede olsa güldürebilmek için tabiri caizse kırk takla attım. Gittiğim her yere onunla birlikte gittim. İstediği bir oyuncağı hemen anında aldım. Ama o aslında hiçbir şeyi canı gönülden istemiyordu. O sadece ve sadece yüce Allah’ı (c.c) istiyordu.

Yiğit oğlumla yaptığımız sohbetlerde bana her fırsatta söylediği bir şey vardı.‘’ Baba ben Allah’ı çok seviyorum, beni Allah’a götür’’ diyordu. Onunla camiye gidiyordum. ‘’ bak oğlum burası Allah’ın evi’ diyordum. O da bana ‘’ baba Allah nerede? Bana Allah’ı göster’’ diyordu. ‘’Oğlum biz Allah’ı göremeyiz, o bizi görür. Ancak o isterse bize kendini gösterir’’ diyordum. Yiğit’imde bana ‘’ baba o zaman Allah’ı görmek için ölmemiz mi gerekiyor’’ diyordu. Tüm bu soruları bana kendi küçük ama aklı çok büyük oğlum soruyordu. Bazen ona sorduğu sorular karşısında nasıl bir cevap vereceğimi bile bilemiyordum. Rahmetli oğlum kendi yaşındaki çocuklarla mahallede oynarken ezanın sesini duyduğu vakit ‘’ baba ezan okunuyor haydi Allah’a gidelim’’ derdi. Bir defasında evde misafir olduğu bir akşam çocuklarla salonda oynarken bizde içeride sohbet ediyorduk. O anda yatsı ezan okunmaya başladı. Ciğerparem bir hışımla içeri girdi ve telaşlı bir ses tonuyla ‘’ baba baba ezan okunuyor haydi camiye gidelim’’ dedi.

Ona ‘’ oğlum dedim şimdi evde misafir var. Hem sende arkadaşlarınla oynuyorsun namazımızı sonra kılarız’’ dedim. İşte o anda Yiğit oğlum bana verdiği cevapla beni çok utandırmıştı. Bana ne mi dedi? ‘’ Hadi baba ya camiye gidelim.  Oyunu sonra oynarım. Arkadaşlarım beni biraz beklesinler önce namazımızı kılalım ondan sonra yeniden oynarız’’ demişti. Rahmetli oğlumun bu sözüne karşılık onunla birlikte namaza gittik. Vefat etmeden bir gün öncesi 2 Haziran 2011 Perşembe Regaip kandiliydi. Biricik oğlumla yatsı namazımızı kılmak üzere Seyit Harun Veli Camiine gitmiştik. Namaz sonrası oğlumla el ele tutuşarak hafif bir şekilde çiseleyen yağmurun altında bankalar caddesinde yürüyorduk. Yiğit’im bana dedi ki ‘’ baba Allah bizi ıslattı’’ dedi. Bende ona ‘’ olsun oğlum çok ıslanmadık, yağmur az yağıyor’’ dedim. Sonra onu boynuma aldım. Az daha ilerlemiştik ki, Baba dedi; ‘’Allah beni sever mi’’ dedi. Bende ona ‘’tabi ki sever oğlum’’ dedim. ‘’Bende Allah’ı çok seviyorum, onu görmek istiyorum baba’’ dedi. İşte onunla bu son konuşmamız oldu.

Yiğit oğlum bir gün sonra 3 Haziran 2011 Cuma günü her fırsatta gitmek istiyorum dediği yüce Allah’a gitti. O artık çok sevdiği Allah’ına kavuşmuştu. Yiğit oğlumun vefatıyla birlikte kurduğum tüm hayallerimde bir çırpıda yok olup gitmişti. Ona veda edeli tam tamına 6 yıl oldu. Ömrümüz olduğu müddetçe de kaç yıl daha onun hasretiyle yaşayacağız, bunu da tek bilen var ki, o da Allah’tan başkası değildir. 2011 yılında bir emanetini alan Rabbim, ailemize 2012 yılında Serpil Buğlem’imi, 2016 yılında da Yiğit Yaşar’ımı verdi. Abileriyle yanan yüreğimizi kardeşleriyle bir nebze de olsa dindiren yüce Allah’a sonsuz hamdü senalar olsun. Yiğit oğlumu çok özlüyorum. Ona kavuşacağım günü sabırla bekliyorum. Hz. Mevlana nasıl ölüm gününü düğün günü olarak tanımlıyorsa, benim ölüm günümde düğün günüm olacaktır. Bu fani dünyada evlatlarımı bırakıp giderken, edebi âlemde ilk göz ağrıma kavuşmuş olacağım. Nereden biliyorsun ki diyorsanız da,  çünkü ben yüce Allah’a ciğerparemle cennette kavuşturması için çooook dua ediyorum. Şüphesiz ki yüce Allah canı gönülden edilen duaları işiten ve kabul edendir.  

DİĞER YAZILAR
Bu Haber Hakkında Sen Ne Düşünüyorsun..
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Gabonlu Golcü Nihayet İmzayı Attı
Gabonlu Golcü Nihayet İmzayı Attı
Kutay Köktürk Çınar Sanat Atölyesini Ziyaret Etti
Kutay Köktürk Çınar Sanat Atölyesini Ziyaret Etti