MODERN ÇAĞIN TÜRBELERİ
Kevser ARAT TÜRKMENOĞLU

MODERN ÇAĞIN TÜRBELERİ

Bu içerik 215 kez okundu.
Küçüklüğümün geçtiği zamanları düşlüyorum ve özlüyorum. O zamanın insanlarının sosyal ve toplumsal değerlere bakışını,o değerleri sahiplenişini, değerleri önce hayatlarında,sonra yâdımızda nasıl capcanlı yaşattıklarını düşünüyorum... Ve o zamanın çocukları olarak, zamanın getirdiği birçok getirinin bizden ne çok şey götürdüğüne  üzülerek ve yaşayarak canlı şahitlik ediyorum.
 
 
Herkesin hatrında  çocukluğuna dair acı tatlı hâtıralar vardır şüphesiz. Düşününce gülümseyerek hatırladığımız pek çok anımız; anne-babamızla,kardeş ve akrabalarımızla,dede ve ninelerimizle,arkadaş ve ahbabımızla geçirdiğimiz o eşsiz zaman dilimlerinde gizlidir. İnsan sosyal bir varlıktır. Ruhsal ve kişisel gelişiminde sosyal çevre önemli bir yere sahiptir. Dolayısıyla bir insanın kişiliğinin oluşma sürecinde sosyal çevreden ayrı ve uzak tutulması doğal olarak düşünülemez. Daha anne karnında iken annesiyle olan sessel ve fiziksel temaslar sosyalleşme ve iletişime bir adımdır insanoğlu için. Duygusal ve fiziksel olarak algıladığı her veriyi hafızasına kaydeder.  Doğduğu ortamda onun "kişi" olarak varolmasını ve aidiyet duygusunun pekişmesini destekleyen,sosyalleşmesinde katkısı ve emeği olan yakın,uzak herkes hayatının bir parçasıdır artık. Bu sebeple  iyi günde,kötü günde insan yine bir insana ihtiyaç duyar. Düğünde dernekte,bayramda seyranda,ölümde zulümde,hastalıkta sağlıkta insandır insanın ihtiyacı. Bayramlarımızı  anımsıyorum. Dedeli nineli evlerin bereketi,manevî atmosferini şimdilerde hissedemiyorum maalesef. Bayram gelmeden akraba,kuzen,konu komşu birlik içerisinde muhabbetle,uhuvvetle yapılan hazırlıkların keyfi bir başkaydı. İmece usulü yapılan hazırlığın bereketini ve lezzetini pastanelerden aldığınız hiçbir şeyde bulamazsınız. El emeği ikramlarınızı misafirlerinize sunduktan sonra yüzlerine yayılan o tebessümün verdiği enerji başka birşeyde yoktur.
 
 
En büyüklerden başlanılan bayram ziyaretleri, akrabalarla paylaşılan bereketli vakitlerin lezzeti, akraba ziyaretleri esnasında kalabalıkta yaşanan cümbüş ve şenlik, çocuklar arasında kolonya şeker tutma yarışı, el öptüğümüz büyüklerimizin verdiği mendil ve balonların sevinci,cebimizde rengarenk şekerle birlikte  biriktirdiğimiz rengarenk çocukluğumuz şimdilerde yerini kasveti renkli ışıklarla ve albenili(!) fotolarla kamufle edilmiş modern çağın türbeleri olan avmlere ve bu türbeleri fırsat buldukça ziyaret eden müritlerine bıraktı. Türbe denmesinin hikmeti; sık sık ziyaret edildiğinden mütevellit olduğu içindir. Evet maalesef çağımızda çoğu ailede bayram ziyaretleri geleneği ve daha öncesinde  akraba ziyaretleri bitti.  Avm ziyaretleri başladı. Bayram günü büyüklerin gönlünü hoş etmek,bir hayır dualarını almak için ayrılması gereken vakitler, vitrin mankenlerinin boş ve manasız bakan çehresini seyre ayrıldı. Siz hiç avm duvarlarında "Bizi mutad olarak ziyaret edip, arzımızı boş bırakmadığınız ve varlığınızla gönlümüzü ve cebimizi hoş ettiğiniz için Allah sizden razı olsun." yazdığını gördünüz mü? Göremedik. Göremeyiz. Bir gönül almanın hükmü kıymetsizleşti. Rengarenk yapay ışıkların cazibesine kapılan insan, ruhuna iyi gelecek değerlerin ışıklarını birbir özünde söndürüp yoketti. Mutluluğu hep maddede aradı. Eşyada aradı,giyimde kuşamda aradı. Bitmek bilmeyen sahip olma duygusunda aradı,sahip olduğunu zannettiği şeylerin emanetçisi olduğunu bilmeden... Saniyelik zevklerini tatmin etmenin derdine düştü ,sonsuz afiyet müjdesinden mahrum olabileceğini bile bile. "Aldığımız şeylerle geçici bir süre varolur,ama verdiğimiz şeylerle ebediyyen yaşarız." diyen Douglas Lawson, yokolup gitme korkusuyla başetmeye çalışan insana ebedi olmanın reçetesini yazıyordu bu sözüyle aslında. Günümüz insanına dikte edilen yaşam tarzı ise zıt istikamette seyrediyor maalesef.
 
 
Tüket! 
Daha çok tüket! 
Kanaat etme! 
 İtaat et!
 
 
O sebeple insanlar bir varken bir daha  alıyor. İhtiyaç için değil,iltifat için alınıyor birçok ürün. Harcamanın mübah sayıldığı bir dünyada insan ilişkilerinde aynı hoyratça durum tezahür ediyor. "Ben"liğinden gayrı yüce bir ilah tanımayan insan,yeri geliyor bozuk para gibi harcıyor hiç acımadan insanı bile... Ardından vefa ve güven; önce kalplerden sonra literatürden silinip gidiyor yeri doldurulmaz bir boşluk bırakarak ardında. Böyle böyle önce insanın kalbiyle irtibatı kopuyor,sonra ruhuyla. Sonra yavaş yavaş insanlıkla olan maddî/manevî tüm bağları kopuyor. Ve insan  fizyolojik ve doymak bilmez nefsinin ihtiyaçlarını karşılamaya adanmış bir hayatın kölesi oluyor. Almanın bir sınırı olmayınca doyumsuzluk başgösteriyor. Doyumsuzluğun çaresi ise sahip olduklarına şükretmekte yatıyor aslında. Şükretmekle varolan nimet ziyadeleşiyor. Tabiri caizse şükredene Allah bonus veriyor zamane tabiriyle.  Ve eşyaya değil Allah'a köleliği emretmiş,hayatını almaya değil vermeye endeksli yaşamış,o dönemin hayat standartlarını imkanları olmasına rağmen minimum seviyede yaşamaya gayret etmiş mütevazi yaşantısı ile örnek olmaya çalışmış olan Allah Resulünün reçetesi ise kısa ve öz bu konuda: "Kanaat bitmez tükenmez bir hazinedir." O halde yokolup giden değil,ebedî hazinelere talip olmalı ne dersiniz?
 
 
Hayırlı kazançlar...
Bu Haber Hakkında Sen Ne Düşünüyorsun..
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Konya'da İnşaatta Göçük: 2 Yaralı
Konya'da İnşaatta Göçük: 2 Yaralı
Beyşehir'deki Kazada 1 Çocuk Hayatını Kaybetti
Beyşehir'deki Kazada 1 Çocuk Hayatını Kaybetti